Oyun Listesi

MyL0VE
Ekleyen
Ağustos 29, 2015

 

Şimdi kaldığım yerde tek başımayım, kahvaltımı hazırlamak için sabah saatlerinde mutfakta çalışıyorum; iki elim ıslak. Gözüm kaşınmaya başladı. Aldırış etmeyeyim, elimdeki işimi bitireyim istedim ve işime devam ettim. Kaşınma arttı, dayanılmaz hale geldi.

Sinirlendim, içimden geçen şuydu; “Şimdi sırası mı, ellerim ıslak, gözümde gözlük, var. Önce ellerimi kurulayacağım, sonra gözlüğümü çıkaracağım, sonra da gözlerimi ovuşturacağım. Bir sürü iş. Ve o sırada tavada pişmekte olan yumurtanın muhtemelen altı yanacak.”

Ve itiraf edeyim, hem bunlar aklımdan geçti, hem de, “Aksilikler zaten beni bulur!” duygusunu yaşadım.

Bir hışımla ellerimdekileri bıraktım, ellerimi kuruladım, gözlüğümü çıkardım ve gözlerimi ovuşturmaya başladım.

Off, ne tatlı kaşınıyordu. Ovuşturdum, ovuşturdukça tadına vardım, tadına vardıkça ovuşturdum! Yavaş yavaş tadını çıkara çıkara ovuşturmaya devam ettim. Bitti! Artık kaşınmıyordu.

Gözlüğümü takarken bir uyanış yaşadım. Olduğum yerde durakaldım. Yumurtanın altını kapattım ve hemen bir köşeye çöktüm.

Öfke gitmiş onun yerine içimi derin bir şükür duygusu kaplamıştı. Gözlerimi kapadım. Bütün kalbimle kaşınan gözlerim olduğu için şükrettim. Kaşınan gözlerimi ovuşturacak ellerim olduğu için hamt ettim.

Gözlerim ve ellerim sağlam ve çalışır durumdayken ne için gerginleşip hırçınlaştığımı düşününce utandım, içten içe derinden mahcup oldum! Sessizce tekrar tekrar özür diledim.

Bütün bunların hemen farkına varabilmem ise beni mutlu etti; kendimi sessizce kutladım. Gözlerimi kapatarak, şükran duygusu içinde iç dünyamda bir süre yolculuk yaptım.

Altı tutmuş yumurtamı yerken huzurlu, sakin ve mutluydum.

***

Düşündüm; anne - babalar bir işin tam ortasındayken çocuklarının birinin davranışı nedeniyle ortaya çıkan acil durumla uğraşırken neler hissediyorlar? Stresli, sinirli ve gerginler mi, yoksa o anda şükür duygusu yaşayabiliyorlar mı?

Evlatlarımız hiç umulmadık zamanlarda bize zahmet yaşatacaklar; bundan hiç ama hiç kuşkumuz olmasın! İşte böyle zamanlarda, “İyi ki varlar, onlar için yapılan zahmetler hayatıma anlam katıyor!” mu, diyeceğiz? Yoksa, bütün günü söylenerek şikayet ederek mi geçireceğiz?
***

Sinirlenip şikayet etmek veya müteşekkir olmak.

Seçim bizim.

Şükredenlere selam olsun!

 

DOĞAN CÜCELOĞLU

MyL0VE
Ekleyen
Ağustos 29, 2015


Dün, Pazar akşamı Türkiye’ye döndüm. İstanbul’a, evime dönmüş olmak güzel bir duygu; berberimi, bakkalımı, manavımı, simitçimi, mahallenin köpeğini yeniden görüyor olmanın tadını çıkarıyorum.

Bugün markette alışveriş yaptım, elimde torbalar eve doğru yürürken, yol kenarında bahçe duvarının yanında ayakta duran üç yaşlarında bir kız çocuğu, bana baktı, gülümsedi ve yanındaki kadına, “Amca gidiyor,” dedi; bir süre sustu, sonra, “Dede gidiyor!” dedi. Kadın hiçbir şey söylemedi.

Böyle bir cümleyi üç yaşlarında bir Amerikalı kızın yoldan geçen bir yabancı için, “Uncle/Grandpa is walking” şeklinde söyleyeceğini hiç ama hiç sanmıyorum. Ama “bizim kızımız” söyleyiverdi.

Hem yürüdüm, hem de düşünmekten kendimi alamadım; bu kız çocuğu öyle yetiştiriliyor ki, üç yaşında yolda yürüyen bir yabancıya bakıp “amca” diyor, “dede” diyor.

BU NE MÜTHİŞ BİR ZENGİNLİK. Düşündükçe tüylerim diken diken oldu. Yazmaya karar verdim.

Toplum olarak eleştirilecek, iyileştirilecek birçok yönlerimiz var. Her toplumun olduğu gibi bizim toplumun da var. İyileştirilecek yönlerimizle ilgili elimden geldiğince araştırıyor, yazıyor, konuşuyorum. Ama vazgeçmememiz gereken yönlerimiz olduğunu da görüyorum; "bunların farkına varıp sahiplenmeliyiz, gurur duymalıyız," diye düşünüyorum.

Geçen yıl İstanbul’a gelen Amerikalı bir profesör, üç gün İstanbul’da kaldıktan sonra bana, “Türkiye büyük bir aile, ilişkilerinizde özentili değilsiniz, ama 'aile içi ilişki' rahatlığı var!” demişti. Üzerinde pek düşünmemiştim.

Evet, küçük kızımızın amcası ya da dedesiyim; ülkemdeki her bir çocuğumuzun “amcası” ya da “dedesiyim.”

Bu ne büyük bir zenginlik ve ne anlamlı bir SORUMLULUK!

Her birimiz için önemli soru şu: Zamanımı, enerjimi, bilgimi, paramı bir “amca/ dede sorumluluğu” içinde onların geleceğini düşünerek kullanıyor uyum?
Üç yaşındaki kız çocuğu, yolda yürürken, hiç beklemediğim bir anda büyük aileme dönmüş olmanın mutluluğunu iliklerime kadar hissettirdi. Evet, ben büyük bir ailenin parçası olduğunu hissettim. 
Ve “hoş bulduk!” diyorum!

 

DOĞAN CÜCELOĞLU

hatice
Ekleyen
Ağustos 20, 2015
Şayet istediğin mucizeler ise Hayata dair bir ışık yakmak istiyorsan HADİ GÜLÜMSE Eğer istediğin ödül güzellikler ise Hayatı kederle donatılmış bir yolculuk gibi görme Acıların içinde bile keşfedilmemiş tatlar olduğunu düşün Buda hayata gülümsemeyle başlar HADİ GÜLÜMSE İstediğin zorlukları aşmaksa Zihninde kendine koyduğun engelleri kaldır İstediğin güzelliklerin barındığı bir yolculuksa Gülümse ki etrafını sevgi ışığı sarsın HADİ GÜLÜMSE

AxMaX
Ekleyen
Temmuz 19, 2015
Son yıllarda çığ gibi büyüyen kanser hastalığı herkesin korkulu rüyası haline geldi. Kanserin hakkından kırmızı acı biber geliyor. Türk mutfağının vazgeçilmezi olan kırmızı acı biber, ağzımızı olduğu gibi hastalıkları da yakıp kavuruyor. En büyük özelliği ise kanserli hücreleri yok etmesi. Kırmızı biber ismini Yunanca'da 'ısırıyorum' anlamına gelen 'kapto' kelimesinden alıyor. Anavatanının Meksika olduğu sanılıyor. AĞRILARI DİNDİRİYOR Hint ve Meksika mutfağında çok sık kullanılan kırmızı acı biber, Türkiye'de en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Bu bölgede isot olarak isimlendirilen kırmızı acı biber birçok araştırmaya konu olmuştur. Kırmızı bibere acısını veren 'capsaicin' adlı bir bileşiktir. Kırmızı biber ağrı kesici olarak da kullanılıyor. Kırmızı biber bu özelliğiyle zona ve arterit ağrılarını dindirmede kullanılabilir. Sürekli olarak tüketilmesi durumunda, beynin endorfin salgılamasını sağlayabilir ve endorfinin morfine benzer ağrı kesici etkisi görülebilir. Sağlık üzerinde olumlu etkileri olan kırmızı biber, vücudun günlük ihtiyacı olan beta-karotenin tamamı ve C vitamininin 2 katını içeriyor. Yapılan deneysel çalışmalarda kırmızıbiberin kolesterolü düşürücü etkisi görülmüştür. DÜNYADA KABUL GÖRDÜ Nottingham Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, 'capsaicin' maddesinin, hücrelerde enerji üretmekten sorumlu mitokondriye saldırarak, kanser hücrelerinin ölümünü tetiklediği belirlendi. Araştırmaya göre, 'capsaicin'deki vaniloidler, kanser hücrelerindeki protein gelişimine engel olarak hücre ölümünü tetikleyebiliyor. Los Angeles'taki Cedars-Sinai Hastanesi Kanser Enstitüsü ve California Üniversitesi'ndeki çalışmalarda 'capsaicin'in, kanserli prostat hücrelerine enjekte edildiğinde, kanserli hücrelerin parçalanarak yok olduğu belirtildi. Avustralya'daki Tasmanya Üniversitesi'nin araştırmasına göre kırmızı acı biber, uykusuzluğa iyi geliyor. Bu harika sebze, kansere ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyor. MİDESİ SAĞLAM OLAN YİYEBİLİR Antioksidanlar bakımından çok zengin ve kanseri önleyen likopen maddesi ihtiva eden kırmızı acı biberi herkes yiyemez. Acı biberin ülsere iyi geldiği yanlış ve yaygın bir inanıştır. Acı biber midesi sağlam olanlar için faydalı olabilir. Ancak ülser, gastrit gibi rahatsızlık bulunanlara acı biber iyi gelmemektedir. Ayrıca hemoroidi olanlar da acı biberden uzak durmalıdır. YAĞLARI ERİTİYOR Acı biber açlık hissini bastırıp tokluk hissi yaratır. Capsaicin maddesi mide ve bağırsak hareketlerini hızlandırır. Ödem söktürücü özelliği de olan acı biber yağ yakımına yardımcı olur. HANGİ HASTALIKLARA İYİ GELİYOR? Acı biber, bronşiti önlemeye yardımcı oluyor. Soğuk algınlığı belirtilerini hafifletip, ağrıyı kontrol altına alıyor. Kolesterolü ve trigliseriti düşürmeye, kötü huylu kolesterolü azaltmaya yardımcı oluyor. Dolaşımı hızlandırıyor. Kalp krizi ya da felce karşı koruyor. Yaşlanmayı önlüyor. Kan şekerini dengeliyor. Eklem iltihabı ağrılarına iyi geliyor.

AxMaX
Ekleyen
Temmuz 19, 2015
Önceleri cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan kelime kısaltma alışkanlığına tanık olduk hep birlikte: “Slm”, “nbr”, “iiyim”, “nslsn”… Kelimenin tam yazımı için zaman oldukça kısıtlıydı ama dakikalarca mesaj yazma işinden vazgeçilmedi. Bazı çevrelere göre zamansızlığın getirdiği bu mecburiyet neticede özünde Türkçe’ydi; “Dalları olmasa bile ağaç yine ağaçtır(?)” tarzı yaklaşımlarda bulunuldu… Ve kırpıldı kelimeler… Sonra bu kelime kısaltma alışkanlığı, internet yazışmalarıyla birlikte yerini yabancı kelime kullanma alışkınlığına bıraktı. Yarı Türkçe yarı İngilizce kültür balı cümleler damladı bazı kişilerin ağızlarından ve parmaklarından, öyle ki sinek bellendi aksini savunan diller… “Evet” kelimesi uzun geldi onun yerine yes yazıldı “Hayır” kelimesi uzun geldi onun yerine “no” yazıldı “Tamam” kelimesi uzun geldi onun yerine “ok” yazıldı “Hoşça kal kelimesi uzun geldi onun yerine byyy” yazıldı… Yazıldı… Yazıldı… Son olarak da q "k" nin, w “v” nin , x “ks” nin yerini alıp “yaw”, “sewiyor”, “chilek”, “dish”, “kalems” tarzı kelimeler türetildi. Duygu, düşünce ve birikimlerin paylaşımı için kullanılan Türk Alfabesi, ilkokuldan öğrenilen 29 harf yetmez olmuştu artık zengin kimliklere… Hepsinden acısı ve vurucusu süregelen bu tutumun “umursamazlık” la bütünleşmesiydi. Evet Sevgili “Biri”leri! Büyük Türk Milleti’nin Türkçe’sidir pervasızca yozlaştırılan… Geçmişin birikimleriyle zenginleşen Türk Kültürü’nün yarınlara eksilişidir bütün bu söylediklerim… Herkes “Sivrisinek saz”dan “davul zurna az”a payına düşeni kabul eder umarım… Ötesi iğneli ve çuvaldızlı sorumluluk zaten…

AxMaX
Ekleyen
Temmuz 19, 2015
Deniz kobrası, dünyanın en zehirli yılanıdır. · Filler zıplamayan tek memelilerdir. · Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir. · 2 bin 600 kurbağa cinsi vardır. · Bir sineğin, saatteki hızı 8 km'dir. · Yunuslar, gözleri açık uyurlar. · Sümüklüböceklerin dört tane burnu vardır. · Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür. · İnek sütünün pH değeri 6'dir. · Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir. · Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir. · Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar. · Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur. · Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur. · Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wrigleys marka sakızdır. · Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladır. · Hipopotamlar insandan daha hızlı koşarlar. · Meşe ağaçları elli yasına gelmeden meşe palamudu üretemezler. · Aslanlar bir günde 50 kez çiftleşebilirler. · İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak bas parmağınki, en hızlı uzayan tırnak ise orta parmağınkidir. · Hawaii alfabesinde sadece 12 harf bulunmaktadır. · Güney Kore başkenti Seul, Kore dilinde “başkent” anlamına gelir. · Kanada, Kızılderili dilinde “büyük köy” anlamına gelmektedir. · İngilizcedeki Wendy ismi, Peter Pan hikayesinde kullanılmak üzere uydurulmuştur. · Sahra Çölündeki Tidikelt kasabasına on yıl boyunca hiç yağmur yağmamıştır. · Mumyaların ayak parmakları tek tek sarılarak mumyalanmıştır. · Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı. 1878 yılının şubat ayında Connecticut New Haven'da yayınlanmıştı. · Yataktan düşerek ölme olasılığı iki milyonda birdir. · ABD'de, yasları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır. Ortalama bir erkek, hayatinin 3350 saatini traş olmak için harcar. · Geçen 3 bin 500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır. · Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma rekoru 440 saattir. · Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır. · İnsan saçı, üç kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir. · Günümüzde, evlenenlerin yarısı boşanmaktadır. · Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı. · Her 25 kişiden biri astım hastasıdır. · Uranüs, çıplak gözle görülebilen bir gezegendir. · Kaptan Cook, Antarktika hariç bütün kıtalara ayak basan ilk insandır. · Günışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını Benjamin Franklin başlatmıştır. · Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer. · Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika'dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir. · Charles Dickens, uykusuzluk hastalığına yakalanmıştı. Sadece yüzünü kuzeye dönerse uyuyabileceğine inanıyordu. · Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya'nın Ishigaki Adası'nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır. · Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür. · Kış aylarında, Moskova'daki buz pateni pistleri 250 bin metrekarelik bir alanı kaplar. · Rusya'da doğudan batıya doğru seyahat edilirse, yedi saat kuşağı geçilir. · Norveç'in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gündüz güneşli geçer. · Sadece dişi sivrisinekler ısırır. · Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır. · Hindistan'daki yıllık doğum sayısı, Avustralya'nın toplam nüfusundan fazladır. · Rusya'nın dörtte biri ormanlarla kaplıdır. · Tarih boyunca yeryüzünde bulunan altın 200 kat daha fazlası okyanuslarda bulunmaktadır. · Köpeklerin ter bezleri ayaklarındadır. · Larry Hagman (JR.)Dallas dizisinin setinde hiç kimsenin sigara içmesine izin vermezdi. · Salatalığın yüzde 96'si sudur. · Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır. · Peru'da hiç umumi tuvalet yoktur. · Timsahlar renk körüdür. · Yarim kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundadırlar. · Sadece dişi kanaryalar ötebilir. · Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yasayabilirler. · Havuca rengini karoten verir. · İnciler sirkede erir. · Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir. · Rodin'in ünlü ‘Düşünen Adam' heykeli aslında İtalyan şair Dante'nin portresidir. · En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa'dır. · Sihirli sözcük ‘abrakadabra' ilk olarak yüksek ateşli hastaların ateşlerini düşürmek için söylenmişti. · Marilyn Monroe'nun altı ayak parmağı vardı. · Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı. · Her iki taraf da kan bağışında bulunursa, Paraguay'da düello yapmak yasaldır. · Eiffel Kulesi'nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak var. · Kaydedilen en uzun tavuk uçuşu 13 saniyedir · Dünyadaki beyaz karıncaların toplam ağırlığı insanlarin 10 katıdır. · Eşeklerin gözleri dört ayaklarını da görebilecek şekildedir. · Kedilerin her bir kulağında 32 adele vardır. · Kutup ayıları solaktır. · Zürafalar 35 cm. uzunlukta siyah bir dile sahiptirler. · Hayvanlar aleminde sadece domuzlar güneşten yanabilir. · İnsanları parmak izinden, köpekleri ise burun izinden tanımak mümkündür. · Develerin üç tane kaşı vardır. · Kirpiler suyun üzerinde batmadan kalırlar. · Istakozların kanı mavi renktedir. · Kuş örümceği sırtında 300 yavrusuyla gezer. · Keseli farenin yavruları annelerinin sırtına ısırarak tutunur. · Salyangozların 25 bine yakın dişi vardır. · Yılanlar duyamaz. · Zürafalar yüzemez. · Kediler şeker tadını ayırt edemez. · Timsahlar, dillerini dışarıya çıkaramazlar. Kangurular, geriye doğru yürüyemez. · Kelebekler, ayakları ile tat alırlar. · Atlar, bir ay ayakta kalabilirler.

AxMaX
Ekleyen
Temmuz 15, 2015
Onun beni anlamadığı, benim onu anlamadığım ya da saçma sapan şeylerden anlayamadığımızı düşündüğümüz her şeyde. Zamanımın onun haberinden, onun sesinden, onun mesajından, onun bir harfinden bile uzakta aktığı her saniyede! Gözümün, burnumun, kulaklarımın, ellerimin ondan yoksun kaldığı her köşede! Kalbimin, ruhumun, aklımın onun tepkilerden bambaşka işlerde olduğu her aralıkta! Beni umursamadığı ama inatla onu umursamaya devam ettiğim, vazgeçemediğim hatta vazgeçmekten de deli gibi korktuğum her karmaşıklıkta! Kavgalarımızın, sözlerimizin, kıskançlıklarımızın, aksiliklerimizin her yaralamasında! Mutsuz olduğumu sandığım, mutsuz ettiğimi sandığım, mutsuzluklarımızın bile mutluluk olduğunu anladığım her solukta! Bir türlü gelemediği, bir türlü gidemediğim, bir türlü kesiştiremediğimiz her yolda! Ya dalga geçiyor, ya sinirlendirmeye çalışıyor, ya özlediğinden yapıyor, ya hiç sevmiyor ya da beni benden daha çok düşünüyor hislerine kapıldığım her kararsızlıkta! Kiminle, nerede, ne durumda olduğunu bilmediğim, Öğrenemediğim her vakitte! Kızdığım, kızdırdığım, birbirimizi sevmekten mi yoksa sevmemekten mi kaynaklandığını kavrayamadığım her ayrıntıda! Benden kaçtığı, arayamadığım, soramadığım her günde! Deli gibi yanında olmak istediğim, koşmak, uçmak, sarılmak istediğim onsuz geçen her gecede! “Olmaz!” diye düşündüğü, “olmaz!” diye düşündüğüm, “bir gün bir yerde bitecek!” dediği her konuşmada… Sevgimi, aşkımı, tutkumu anlatamadığım her fırsatta… Durduramıyorum, içimde filler tepiniyor!

AxMaX
Ekleyen
Temmuz 15, 2015
İçim şişti yahu, dünya bu kadar mı boş gelir bir insana? Kendimle baş başa kalmaya korkuyorum. Bir zamanlar ne eğlenirdim, mutluydum… Artık yok ama, inadına gitmiyorum psikiyatra…

AxMaX
Ekleyen
Temmuz 15, 2015
Mevsim dönüşümleri birçok değişikliklere neden olmaktadır. Kılık-kıyafet, yeme-içme vs. en çok da davranışlarımızı etkilemekte. Duygulanıp birçok insan nedensiz ağlayarak depresyona adım atabilir. Depresyon her cinsten, her etnik kökenden, her yaştan, her meslekten açıkça yüksek yaygınlık gösteren bir hastalık… Depresyon kişiyi etkilediği gibi aileleri de toplumu da olumsuz etkilemekte. Kişiler bu durumu aşmak için çaba göstermeliler. Çaba göstermedikleri takdirde yineleme olasılığı vardır. Depresyon kadınlarda erkeklere oranla daha fazla. Düşük gelir ve düşük eğitim düzeyindeki kişilerde bu sorun yüksek oranda rastlanıyor. İşsizlerde depresyon görülme oranı çalışanlara göre daha yüksektir. Depresif kişiler çevresindeki insanları sadece üzer. Depresyonun kalıtımsal olduğu bilinmektedir. Ve son olarak, temennim depresyonsuz bir mevsim dönüşümü geçirmeniz…

AxMaX
Ekleyen
Temmuz 15, 2015
Hayatım ne zaman bu hale geldi, ben ne zaman bu kadar umutsuz bir insan oldum bilmiyorum... Küçükken her şey çok daha kolaydı, yalnızlık nedir bilmezdik sevdiklerimiz yanımızdaydı. En fazla istediğin ayakkabıyı almadıkları için üzülüyordun. Şimdi yaşıyor muyum onu da bilmiyorum... Sanki aynı çukurda aynı kişilerle debeleniyorum. "Hayatı birazcık değiştirebilecek cesaretim olsa keşke!" diyorum. Keşke daha cesur olabilsem! Ama olmuyor işte, ayağından biri tutuyor sanki. Hayallerinle gerçekler arasında sıkışıp kalıyorsun. İnsan hayal ettikçe özgür derler, ben hayal ettikçe kırıkları batıyor her yanıma. Artık bir şey beklemiyorum bu hayattan. Öğrendim ki hayat sana hiçbir zaman istediğini vermiyor. Ya savaşacaksın kendin alacaksın istediğini ya da yaşamına razı olacaksın. Oyunun kuralı bu...